Kayseri Soğuğunda Duyduğum Bir Kelime: Baliğ
Kayseri’de kış başka yaşanıyor. İnsan bunu dışarıdan bakınca sadece hava soğuk sanıyor ama mesele yalnızca ayaz değil. Buradaki kış insanın içine de işliyor. O gün de öyleydi. Cumhuriyet Meydanı’ndan eve doğru yürürken burnum kıpkırmızı olmuştu. Eldiven takmayı yine unutmuş, ellerimi montumun cebine sokup hızlı hızlı yürüyordum. Hava griydi. İnsanların yüzü griydi. İçim de biraz griydi açıkçası.
25 yaşındayım ve son birkaç yıldır hayatın tam ortasında sıkışıp kalmış gibi hissediyorum. Çocuk değilim ama tam anlamıyla yetişkin gibi de hissedemiyorum. Üniversite bitti, arkadaşlar dağıldı, herkes başka şehirlere savruldu. Ben Kayseri’de kaldım. Babamın rahatsızlığından sonra gitmek içime sinmedi zaten.
O gün eve geldiğimde soba yanıyordu. Annem mutfakta mercimek çorbası yapıyordu. Evde tarçınla karışık bir yemek kokusu vardı. İnsan bazen yalnızca bir kokuyla çocukluğuna dönebiliyor. Montumu çıkarıp eski çalışma masasının başına oturdum. Üzerinde hâlâ lise yıllarımdan kalma çizikler vardı.
Canım hiçbir şey yapmak istemiyordu ama telefon elimde amaçsızca gezinirken bir yerde “baliğ olmak” ifadesini gördüm. Nedense takıldım o kelimeye.
Baliğ…
Uzun zamandır duymamıştım.
Baliğ Ne Demekti?
İlk başta yalnızca eski bir kelime gibi geldi kulağıma. Sonra araştırmaya başladım. Tarihte ve eski hukuk sistemlerinde “baliğ”, kişinin çocukluktan çıkıp yetişkin sayılması anlamına geliyormuş. Özellikle Osmanlı döneminde sık kullanılan bir ifade. Bir insanın akıl ve beden olarak olgunluğa erişmesi demek.
Ama mesele sadece yaş değilmiş.
Bazı metinlerde baliğ olmak; sorumluluk almak, kararlarının sonuçlarını taşımak, kendi hayatının yükünü omuzlamak anlamına da geliyordu.
İşte orada durdum.
Çünkü ben kendimi uzun zamandır hiçbir yere ait hissedemiyordum. Çocukluk gitmişti ama yetişkinlik de tam oturmamıştı. İnsan bazen yaş alıyor ama ruhu aynı yerde kalıyor.
O akşam defterimi açtım. Her gün yazdığım kahverengi kaplı bir günlük var. Kimse bilmez. İçinde kırıldığım insanlar da var, utandığım anılar da.
Şöyle yazmışım:
“Galiba büyümek bir anda olmuyor. Bir sabah uyanıp baliğ olmuyorsun. İnsan biraz hayal kırıklığıyla, biraz yalnızlıkla, biraz da kabullenmeyle büyüyor.”
Bunu yazarken gözlerim dolmuştu.
Dedemin Sessizliği
Noh ailesine merhaba! Bu içerikte “Baliğ nedir tarihte” hakkında kapsamlı bir rehber hazırladık.
Ertesi hafta dedemi ziyarete gittim. Talas tarafında eski bir evde yaşıyor. Bahçesinde hâlâ kışa rağmen direnmeye çalışan birkaç kuru ağaç vardı. Sobanın yanında oturmuş televizyon izliyordu.
Dedem eski kelimeleri çok kullanır. Onun yanında bazen kendimi başka bir zamana gitmiş gibi hissediyorum.
Çayı koyarken ona sordum:
“Dede, baliğ ne demek sence?”
Bana uzun uzun baktı. O bakışta yıllar vardı. Savaş görmüş insanların gözünde başka bir ağırlık oluyor.
Sonra şöyle dedi:
“Evlat, baliğ olmak yaş meselesi değildir. İnsan acıyı tanıyınca büyür.”
Bu cümle beni çok sarstı.
Çünkü son birkaç yıldır gerçekten çok şey yaşamıştım. Sevdiğim bir insanı kaybetmiştim. Güvendiğim arkadaşlarım olmuştu ama bazıları arkamdan konuşmuştu. Bir ilişkim sessizce bitmişti. İnsan bazen terk edilmekten çok unutulmaya üzülüyor.
Dedem devam etti:
“Eskiden çocuk baliğ olunca artık yaptığı her şeyden sorumlu sayılırdı. Ama herkes gerçekten büyüyemezdi.”
Sobanın çıtırtısı arasında sustuk.
Ben o an ilk defa kendi hayatımı düşündüm. Sürekli erteliyordum bazı şeyleri. Hayallerimi, korkularımı, kararlarımı…
Belki de insanın en zor savaşı kendisiyleydi.
Kayseri Geceleri ve İnsan Kalbi
Kayseri gecelerini bilirsin. Sokaklar erken sessizleşir. Özellikle kışın şehir dokuzdan sonra bambaşka olur. O gece eve dönerken hava eksi derecelerdeydi.
Kulaklığımda eski bir şarkı çalıyordu.
İnsan bazı şarkıları sadece bir dönem dinleyebiliyor. Çünkü o şarkının içine birini gömüyorsun.
Yürürken eski sevgilim geldi aklıma. Onunla Hunat Hatun civarında çok yürümüştük. Bir keresinde bana “Sen çok düşünüyorsun” demişti.
Haklıydı.
Ben her şeyi fazla hissediyorum galiba. İnsanların ses tonlarını bile düşünüyorum bazen. Bir mesajın sonuna nokta koyulmasını bile kafama takıyorum.
Ama galiba bu çağda en çok yorulan insanlar, fazla hissedenler.
Eve geldiğimde yine defterimi açtım.
“Baliğ olmak belki de artık bazı şeylerin geri gelmeyeceğini kabul etmektir.”
Bu cümleyi yazınca uzun süre kaleme baktım.
Çünkü bazı insanlar geri dönmüyor gerçekten.
Ve insan bunu kabullenince başka biri oluyor.
Tarihte Baliğ Kavramı ve İnsan Olmak
Tarihte baliğ kavramı özellikle İslam hukukunda önemli bir yere sahipmiş. Bir kişinin dini ve hukuki sorumluluk taşıyabilmesi için baliğ olması gerekirmiş. Yani artık yaptığı seçimlerden kendisi sorumlu sayılırmış.
Ama ben bunu okurken sürekli kendi hayatıma döndüm.
Çünkü bugün de aslında aynı şey geçerli.
Bir noktadan sonra kimse senin adına karar vermiyor. Hatalarını annen düzeltemiyor. Kalp kırıklığını arkadaşların tamamen iyileştiremiyor. İnsan kendi yükünü taşımayı öğreniyor.
İşte büyümek biraz da bu galiba.
Bir gece ağladıktan sonra sabah kalkıp işe gitmek.
Canın yanıyorken normal görünmek.
Kimse anlamasa bile devam etmek.
Ben eskiden yetişkin olmanın güçlü olmak olduğunu sanıyordum. Şimdi öyle düşünmüyorum. Bence yetişkinlik bazen kırık halde yürümeye devam etmek.
Bir Otobüs Yolculuğunda Fark Ettim
Geçen ay Ankara’ya giderken otobüste cam kenarında oturuyordum. Dışarıda kar vardı. Yan koltukta küçük bir çocuk annesine sürekli soru soruyordu.
“Ne zaman varacağız?”
“Kar neden yağıyor?”
“Uyuyunca zaman hızlı geçer mi?”
Bir ara annesi yoruldu ve cevap vermedi. Çocuk camdan dışarı bakmaya başladı.
O an içimde garip bir his oldu.
Çocukken hayatın bütün cevaplarını büyüklerin bildiğini sanıyordum. Meğer kimsenin tam cevabı yokmuş.
Herkes biraz kayıpmış aslında.
Sadece bazıları bunu daha iyi gizliyormuş.
Otobüs mola verdiğinde dışarı çıkıp soğuk hava aldım. Gökyüzü griydi. İçimde de tuhaf bir boşluk vardı.
Ama aynı anda umut da vardı.
Çünkü insan tamamen umutsuz olsa yaşamaya devam etmezdi.
İnsan Ne Zaman Gerçekten Büyüyor?
Bence insan ilk maaşını alınca büyümüyor.
Ya da tek başına yaşamaya başlayınca da değil.
İnsan bir gün annesinin de yorulduğunu fark edince büyüyor.
Babasının yaşlandığını görünce büyüyor.
Bir arkadaşının gözlerinin içindeki mutsuzluğu anlayınca büyüyor.
Ve en çok da kendi kalbi kırıldığında büyüyor.
Baliğ kelimesi bana bunu düşündürdü günlerce.
Eski insanlar bazı kelimeleri ne kadar derin kurmuş aslında. Tek bir kelimenin içinde koca bir hayat saklı.
Şimdi dönüp kendime bakıyorum.
Hâlâ korkularım var.
Hâlâ geceleri bazen geleceği düşünüp uyuyamıyorum.
Hâlâ bazı insanları özlüyorum.
Ama eskisi kadar kaçmıyorum duygularımdan.
Çünkü insan hissettiklerini sakladıkça daha çok yoruluyor.
Defterimin Son Sayfasına Yazdığım Şey
Dün gece yine yazı yazıyordum. Dışarıda kar yağmıyordu ama hava çok soğuktu. Pencereden Kayseri’nin sessiz sokaklarına baktım.
Sonra defterimin en arka sayfasına şunu yazdım:
“Baliğ olmak belki de hayatın adil olmadığını anlayıp yine de iyi biri kalmaya çalışmaktır.”
Bu cümle beni çok rahatlattı.
Çünkü son zamanlarda en çok buna tutunuyorum.
İyi kalmaya.
Kırılınca sertleşmemeye.
Hayal kırıklığı yaşayınca tamamen umutsuz olmamaya.
Bazen insanlar değişiyor, şehirler değişiyor, duygular değişiyor ama insanın içinde küçük bir umut kalıyor.
Ben galiba o umutla yaşıyorum.
Kayseri’nin ayazında yürürken bile içimde küçücük de olsa bir sıcaklık hissediyorum bazen.
Belki büyümek tam olarak budur.
Belki tarihte “baliğ” denen şey yalnızca bir yaş değil, insanın kendi ruhuyla yüzleşmeye başlamasıdır.