Handan’ın Manası Nedir? Bir Hikâye
Kayseri’nin soğuk kış akşamlarından birinde, içimi ısıtan tek şey, eski defterlerim oldu. Günlük tutmayı o kadar çok seviyorum ki, bazen geceyi sabaha bağlarken, duygularım sayfalarda yer buluyor. Bugün, o eski defterlerimden birine göz attım. Bir şeyler yazma isteği geldi, belki de uzun zamandır düşündüğüm o soruyu bir cümleyle çözebilirim: “Handan’ın manası nedir?”
Hayal Kırıklıkları ve Bir İsim
Hayatımda sayısız isim vardı. Fakat Handan, bambaşka bir isimdi. Hani bazen bir insanla karşılaşırsınız ve o kişi bir kelimeyle, bir bakışla sizi içsel bir yolculuğa çıkarır. İşte Handan da öyle birisi olmuştu. Herkesin adını telaffuz ederken nasıl boş boş konuştuğunu düşündüğümde, Handan’ın adı benim için bir anlam taşıyor gibiydi.
Handan… Bazen bir insana adının verdiği manadan daha fazlası da yüklendiğini düşünürsünüz, değil mi? Ama bir noktada, adın anlamını gerçekten öğrenmek, o kişiyi tanımanın bir başka şekliymiş gibi hissettim.
Birkaç yıl önce, Kayseri’nin huzurlu caddelerinden birinde, yaşım 23’tü ve bir gün, bir kafe çıkışında, yıllar sonra karşılaştığım eski bir arkadaşımla bir sohbet sırasında, o ismin ardındaki anlamı sordum. Belki o anı hatırlamamın nedeni, yaşadığım hayal kırıklıklarının ve tedirginliğimin, “Handan”ı sorgularken bir araya gelmesidir.
“Handan ne anlama geliyor?” diye sormuştum.
O cevap, beklediğimin tam tersiydi.
Handan, arapçadan gelir, “güzel, nazlı” demekti, demişti arkadaşım. Ama bu anlam, bana çok daha derin geldi.
Çünkü birinin ismi, anlamı kadar derinleşebilirdi ve o gün, bu ismin nasıl farklı açılara bürünebileceğini anladım.
İlk Karşılaşmamız ve O An
Hatırlıyorum, ilk karşılaşmamızda bir çay içmek için bir araya geldiğimizde o kadar garip bir şekilde tedirgindim ki, konuşmaya başladığımız ilk anı nasıl geçtiğini hatırlamıyorum bile. Ama sonradan, o anları düşündüm ve fark ettim ki, o kadar doğal bir sohbet yapmışız ki; sanki yıllardır tanıyormuşum gibi bir his vardı. İşte o anda, içimde bir şeyler uyandı: Handan gerçekten “güzel” ve “nazlı” kelimeleriyle açıklanabilecek biri değil.
Beni içten içe saran bir tür rahatsızlık vardı. Heyecan ve biraz da kaybolmuşluk hissi… Handan’a bakarken, bir başka dünyaya geçiş yapıyordum sanki. O kadar kendime yabancılaştım ki, kelimeler birden kesildi ve gözlerim ona takıldı. O an, yalnızca ismin değil, insanın ne kadar derinleşebileceğini düşündüm. Onun yanında, ne kadar yalnız ve kırılgan hissettiğimi fark ettim.
Elimdeki Defter ve İlk Yazılarım
İlk başlarda, Handan hakkında yazmaya çalıştığımda cümlelerim çok basitti. İçimi dökmek, bazen onunla vakit geçirmek, bazen ise, içimdeki tüm düşünceleri yazıya dökmek istiyordum. Elimdeki defter, bazen bir terapist, bazen de bir yoldaş gibiydi.
Onu gördükçe, içimde biriktirdiğim duyguların ne kadar çelişkili olduğunu fark ettim. Bir yanda heyecan, diğer yanda belirsizlik. Yıllar boyu birikmiş o kadar çok şey vardı ki, belki de Handan’a karşı hissettiğim her şey, içinde bir yük taşıyordu. O yük, bana başka sorular sordurdu. İçimde büyüyen bir huzursuzluk vardı. Handan’a baktıkça, kendimle yüzleşiyordum. Bazen böyle olur ya; birisi geldiğinde, o kişinin içindeki boşluğu, kendimizde buluruz. İşte Handan’da da böyle bir şey vardı.
Umut, Aşk ve Gelecek
Ve o akşam, sabaha karşı yazdığım satırlarda şunu fark ettim:
Handan’ın manası sadece güzellik ve nazlılık değilmiş. Onun anlamı, belki de bir yolculuğa çıkmak, bir başka insanla yeni bir dünyayı keşfetmekti. Belki de benden önce hayatını kuran birinin arkasında bıraktığı izleri görmekti. Belki de, adının ardındaki o kelimeleri yavaşça çözebilmekti.
Bir anda, her şeyin bir anlamı olduğunu fark ettim. O anları, o hisleri yazmaya başladığımda, Handan bana sadece bir isim değil, aslında bir soruydu. Bir soru, her yönüyle beni sorgulatan, beni değiştiren, büyüten bir soru. Handan’ın manası, her an değişen, dönüştüren bir anlam taşır gibiydi. O yüzden, ona her bakışımda, her düşüncemde, biraz daha ona yakınlaşıyor, biraz daha kendime uzaklaşıyordum.
Bir Defterdeki Son Satırlar
O geceyi yazarken, bir noktada defterim kapanmak üzereydi. Ama bir şey vardı, biraz daha yazmalıydım. Bir şeyin içimi ısıttığını hissettim. Handan’ın manası, beni her zaman bir adım daha öteye taşıdı. Belki de onun adı, sadece kendini değil, benim içimdeki karışıklığı ve anlam arayışını da çözmeye başlamıştı.
Bir ismin ardında, bazen ne kadar çok anlam olduğunu bilmeden, içimize yerleştirilen o kelimelerin bizi ne kadar dönüştürebileceğini fark etmemiz yıllar alabiliyor. Handan’ın ismi, bana sadece bir anlam sunmadı, bana bir hayat sundu. Bir hayatın derinliklerine inmeyi ve kendimi yeniden keşfetmeyi.
Ve bir sabah, yazdığım son satırda, şunu fark ettim:
Handan, bana aslında en çok benim kim olduğumu, nasıl hissettiğimi ve bu hayatta nereye gitmek istediğimi hatırlatan bir isim olmuştu.